
Viral "Öldü"
Mehmet Abüzer Tükenmez
3/27/20263 min read
Malum, günümüzün büyük kısmını ekranlara bakarak ve içerik tüketerek geçiriyoruz. Parmaklarımız kaydırıyor, gözlerimiz takip ediyor, zihnimiz ise çoğu zaman hiçbir şey tutmuyor. Yıllar önce okuduğumuz bir kitabın bir cümlesi hala aklımızdayken, dün izlediğimiz onlarca videodan tek bir sahne bile hatırlayamıyoruz.
Peki “bugün ne izledin?” diye sorsam, hangimiz gerçekten cevap verebilir?
Sosyal medya kullanım oranı artık zirvede. Sosyal medyayı hiç kullanmamış son nesil de aramızdan çekildi. Artık mesele kullanmak ya da kullanmamak değil; ne kadar içinde kaldığımız. Ama ilginç bir şey oluyor: Bu zirve aynı zamanda bir kırılma noktası. İnsanlar yavaş yavaş geri çekiliyor. Hesap kapatmalar, uygulama silmeler, bilinçli uzaklaşmalar… Adını henüz tam koyamadığımız ama giderek belirginleşen bir süreç: “social exit”.
Erişim hiç olmadığı kadar kolay. Bir fikir, bir görüntü, bir cümle saniyeler içinde dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyor. Aynı anda üretim de sınırsız hâle geldi. Artık herkes bir içerik üreticisi.
Sonuç? Sonsuz içerik.
Ama bu sonsuzluk, çeşitlilik getirmedi. Aksine tek tipleşmeyi büyüttü. Aynı renkler, aynı müzikler, aynı tepkiler, aynı başlıklar… Daha parlak, daha hızlı, daha yüksek sesli olan kazanıyor gibi göründü. Ve bir süreliğine gerçekten kazandı da. Viral olmak, bir değer ölçüsüne dönüştü.
Bir içerik dakikalar içinde milyonlara ulaşabiliyor. Ama o milyonların hayatında ne değişiyor?
Bir içerik çok izleniyor diye, gerçekten bir şey ifade ediyor mu?
Asıl kırılma burada başlıyor.
Bu kadar yüksek sesin içinde, anlam sessizleşti. İnsanlar artık sadece maruz kalıyor ama etkilenmiyor. Görüyor ama bağ kurmuyor. Tüketiyor ama hatırlamıyor.
Ve belki de bu yüzden en radikal davranış ortaya çıkıyor: Hiçbir şey yapmamak.
Bu eylemsizlik bir boşluk değil; bir tepki. Gürültüye karşı bilinçli bir geri çekiliş. Sürekli akan, sürekli bağıran, sürekli “bak bana” diyen dünyaya karşı bir tür sessiz direnç.
Etrafımızda sürekli “viral olmuş” birileri var. Bir gecede parlayanlar, milyonlara ulaşanlar, sürekli görünür olanlar…
Ama basit bir soru soralım: Bu görünürlük, gerçek bir etki mi yaratıyor?
Dün ile bugün arasında ne değişti?
Bir hayat gerçekten dönüştü mü?
Bir düşünce derinleşti mi?
Çoğu zaman cevap net: Hayır.
Bu anlamsızlık çok fazla konuşulmuyor. Ama hissediliyor. İnsanlar bunu içten içe fark ediyor.
Ve bu farkındalık, oyunun kurallarını değiştiriyor.
Eskiden sonuç (viral olmak), sebebi (üretim motivasyonunu) besliyordu.
Şimdi ise sonuç, sebebi çökertiyor.
Çünkü insanlar görüyor ki sonuç boş.
Boş bir sonucun peşinden gitmenin de anlamı yok.
Motivasyon kaybolunca üretim de dönüşüyor.
Artık değer, sayılarda değil.
Değer, bağda.
Sınırsız etkileşim değil; sınırlı ama gerçek temas.
Yüzeysel görünürlük değil; derin ilişki.
Bu bağlar kalabalıklarda kurulmaz.
Algoritmaların ortasında da kurulmaz.
Bu bağlar dar alanlarda, yavaş yavaş, tekrar ederek kurulur.
Bir yazar ile okuru arasında…
Bir öğretmen ile öğrencisi arasında…
Bir restoran ile müdavimi arasında…
Orada sayı azdır ama anlam yoğundur.
Orada dikkat dağılmaz; birikir.
Yeniden göz göze gelmek, yeniden dinlemek, yeniden gerçekten temas etmek değer kazanıyor.
Çünkü insan, en başından beri böyle anlam kuruyordu.
Bu farkındalık büyüdükçe; markalar değişecek.
Ticaret değişecek.
Eğitim değişecek.
Daha az ama daha derin olan kazanacak.
Daha yavaş ama daha gerçek olan.
Ve “viral olmak”…
Bir dönem parlayan, sonra kendi gürültüsünde kaybolan bir kavram olarak kalacak.
Giderek anlamını yitirecek.
Ve sonunda, fark edilmeden hayatımızdan çıkacak.
Vesselam.

