
Sağlıklı Kentler: Planlamadan Toplum Sağlığına Bakış
ARAŞTIRMA
Doğukan Tokçin
4/10/20264 min read
Sağlıklı kentler üzerine düşünmek benim için yeni bir mesele değil. Lisans dönemimde, kent planlamasının insan yaşamı üzerindeki etkilerini incelerken bu konuya sık sık değinmiş; özellikle plan kararlarının fiziksel mekânın ötesine geçerek sosyal ve psikolojik sağlık üzerindeki rolüne dikkat çekmeye çalışmıştım. Ancak bugün, yüksek lisans düzeyindeki akademik yolculuğum ve farklı sosyal gruplarla yürüttüğüm saha temelli çalışmalardan edindiğim deneyimler sayesinde, bu başlığı daha derinlikli ve bütüncül bir perspektifle yeniden ele alma ihtiyacı hissediyorum.
Çünkü artık kentleri sadece “yaşanabilir” değil, aynı zamanda “sağlıklı” kılmak zorundayız. Mekânsal planlama; ulaşım, konut, açık alan gibi klasik başlıkların ötesinde, insanın bedensel ve ruhsal bütünlüğünü koruyan bir yapı kurmakla da yükümlüdür. Kentin sokakları, meydanları, parkları ya da konut alanları; bireyin iyi oluş halini doğrudan etkiler. Bu sebeple biz şehir plancılar, plan kararlarımızı sadece fiziksel gereklilikler üzerinden değil, aynı zamanda toplum sağlığı perspektifiyle değerlendirmekle yükümlüyüz (Keleş, 2021).
Sağlıklı kent kavramı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilk kez 1986 yılında yayımlanan Ottawa Sağlık Teşviki Bildirgesi’nde sistematik olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre sağlıklı kent; bireylerin sağlığını geliştirme kapasitesine sahip, sürdürülebilir, kapsayıcı ve katılımcı yerleşimlerdir (WHO, 1986). Ancak bu kavram, yalnızca bir ideal olmaktan çıkarılıp, planlama kararlarında işlevsel bir rehber olarak kullanılmadıkça gerçek anlamda karşılık bulamaz.
Sahada yürüttüğüm çalışmalar bana gösterdi ki; planlarda gösterilmeyen ama insanların yaşam kalitesini doğrudan etkileyen çok sayıda unsur bulunuyor. Örneğin yürünebilirlik: Yetersiz kaldırımlar, bağlantısız yaya yolları ya da güvensiz geçitler yüzünden çocuklar oyun alanlarına ulaşamıyor, yaşlılar evlerinden dışarı çıkamıyor. Ya da plansız yerleşim bölgelerinde yeşil alanlara erişim kısıtlı olduğu için bireyler açık havada sosyalleşemiyor, fiziksel aktiviteye katılamıyor. Oysa bilimsel araştırmalar, açık ve erişilebilir yeşil alanların hem fiziksel sağlık hem de ruh sağlığı üzerinde olumlu etkiler yarattığını net biçimde ortaya koyuyor (Şahin, 2022; Türk, 2020).
Kentlerin sağlıklı olabilmesi, yalnızca fiziksel düzenlemelerle de sınırlı değildir. Sosyal dayanışma, mekânsal adalet, afetlere karşı dirençlilik gibi kavramlar da bu bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Bugün hâlâ birçok kentimizde yaşlılar, engelli bireyler, kadınlar ya da çocuklar için yeterince erişilebilir ve güvenli alanlar sunulamamaktadır. Oysa sağlıklı bir şehir, en kırılgan grupların da aktif şekilde yaşamın içinde yer alabildiği bir yerleşim biçimidir (Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği, 2023).
Sağlıklı kent inşasında katılım da en az fiziksel planlama kadar kritiktir. Mahalle meclislerinde, gençlik konseylerinde ya da kadın platformlarında yürütülen çalışmalar bize gösteriyor ki, halkın karar süreçlerine doğrudan katıldığı yerleşimlerde daha sağlıklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Planlama sürecinin sadece teknik bir faaliyet olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir uzlaşma süreci olarak kurgulanması; daha adil, daha dirençli ve daha sağlıklı kentlerin kapısını aralıyor (Yıldız, 2021).
İzmir, bu alanda iyi uygulama örneklerine ev sahipliği yapan kentlerden biri. Bisiklet yolları, topluluk bahçeleri, açık spor alanları gibi çok sayıda uygulama, plan kararlarının toplum sağlığına etkisini önceleyen bir anlayışla hayata geçiriliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin üyesi olduğu Sağlıklı Kentler Birliği aracılığıyla yürüttüğü projeler, Türkiye genelinde örnek gösteriliyor (İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2022). Ancak benzer örneklerin daha sistematik biçimde diğer kentlerde de uygulanması şart. Özellikle afet riski yüksek bölgelerde, sağlıkla ilişkili kamusal alanların planlamada önceliklendirilmesi artık ertelenemez bir zorunluluk.
Sağlıklı kent sadece bir fiziksel planlama başarısı değil; aynı zamanda sosyal adaletin, toplumsal katılımın ve mekânsal eşitliğin yansımasıdır. Biz şehir plancılar, kentleri yalnızca yapı yoğunluğu ya da imar kararları üzerinden değil; içinde yaşayan bireylerin ihtiyaçlarını merkeze alarak, onların sağlığını ve mutluluğunu önceleyen bir yaklaşımla şekillendirmeliyiz. Çünkü sağlıklı bir gelecek, sağlıklı kentlerden geçer.
Kaynakça:
İzmir Büyükşehir Belediyesi. (2022). Sürdürülebilir Ulaşım ve Sağlıklı Kent Raporu. İzmir: İzBB Yayınları. Keleş, R. (2021). Kentleşme Politikası (11. baskı). Ankara: İmge Kitabevi. Öztürk, M. (2019). Planlamada Sağlık Etki Değerlendirmesi Yaklaşımı: Avrupa’dan Uygulama Örnekleri. Planlama Dergisi, 29(3), 45-58. Şahin, A. (2022). Kent Yeşil Alanlarının Psikolojik İyilik Hali Üzerindeki Etkisi. TMMOB Şehir Plancıları Odası Yayını. Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği. (2023). Sağlıklı Kentler Bülteni (Sayı: 17). Bursa: TSKB. Türk, Ş. (2020). Kentsel Mekânın İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri. Mekân ve Toplum, 12(1), 68-82. World Health Organization (WHO). (1986). Ottawa Charter for Health Promotion. Geneva: WHO. Yıldız, D. (2021). Katılımcı Planlamanın Sağlıklı Kentlere Etkisi: Mahalle Odaklı Uygulamalar. Şehircilik Araştırmaları Dergisi, 5(2), 34-48.





