Boykot: Zayıfın Ekonomik Direniş Aracı

ARAŞTIRMA

Hayri Mert

3/28/20265 min read

Boykot, yaşadığımız dünya içerisinde otoritenin ve gücün ekonomik yolla elde edilmesine karşı bir eylem mekanizması olarak geliştirilmiştir. Markaların söylemi, tutumu aynı zamanda yaptıkları eylem neticesinde tüketicilerin satın alma miktarını azaltması olarak nitelendirilir. Tam bir tanım içerisine alacak olursak ise Scott’un dediği gibi “zayıfın silahı” diyebiliriz.

Boykotlar olaya konu olan markaların tüketimlerini en aza indirmek, baskılamak ve onları ekonomik anlamda sıfırı gösterme amacı taşır. Fakat bazı zamanlarda onu çağrıştıran şeyleri yakarak veya yıkarak dolaysız bir protesto halini aldığını süreç içinde gözlemleriz. Bunun da boykot edilecek olan malların tam bilinmemesinden kaynaklı olduğu izlenimi doğuyor.

Boykot’un tarihine baktığımızda ise şimdinin veya dünün konusu olmaktan öte yüzyıl önceden günümüze geldiği görülüyor. M.Ö 1. yüzyılda Yahudi vatandaşların Roma’nın işgali sonrası Roma mallarını boykot etmesi, 16 yüzyılda ise Hollanda Cumhuriyeti, İspanya Krallığına karşı gelerek İspanyol mallarını boykot etmiş son olarak boykotun gelişiminde ve tarihinde öne çıkan bir diğer dikkat çekici olay ise 18 yüzyılda Amerika kolonilerinin fahiş fiyatlar yüzünden İngiliz mallarını boykot ettiği biliniyor.

Boykotun Dünya Tarihindeki Yeri

Dünya tarihinde boykot örneklerine kısaca göz attığımızda, farklı dönemlerde toplumsal, ekonomik ve etik gerekçelerle pek çok önemli örnekle karşılaşırız. Bunlardan biri, Birleşik Krallık’ta ırkçılığa karşı düzenlenen otobüs boykotudur. Özellikle 1960’lı yıllarda Bristol’de siyahi ve Asyalı vatandaşların otobüslerde çalışmasının yasaklanmasına tepki olarak başlayan Bristol Otobüs Boykotu (1963), ırk ayrımcılığına karşı büyük bir toplumsal farkındalık yaratmış ve İngiltere’de eşitlik yasalarının önünü açan önemli bir adım olmuştur.

Bir diğer örnek ise Nestlé boykotudur. 1970’li yıllarda ortaya çıkan bu boykot, şirketin gelişmekte olan ülkelerde bebek maması pazarlarken anne sütünün yeterli olmadığı yönünde yanlış ve manipülatif bilgiler yaydığı iddiasıyla başlatılmıştır. Bu durum, hem bebek sağlığını tehlikeye atmış hem de Nestlé’nin etik dışı pazarlama stratejilerine karşı küresel bir tepkiye yol açmıştır. Uluslararası düzeyde örgütlenen kampanya sonucunda Nestlé, uzun yıllar süren kamuoyu baskısıyla karşı karşıya kalmıştır.

Bu örnekler, boykotun yalnızca bir tüketim reddi değil; aynı zamanda etik, insan hakları ve toplumsal adalet temelli bir protesto biçimi olduğunu göstermektedir.

Türkiye’de boykot geçmişi

Türkiye’de yaşanan boykot örneklerine baktığımızda, en dikkat çekici olaylardan biri 1998 yılında İtalyan mallarına karşı başlatılan boykottur. Bu boykotun nedeni, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Türkiye’den kaçtıktan sonra İtalya’nın başkenti Roma’da yakalanmasının ardından, Türk makamlarının yaptığı iade talebinin İtalyan hükümeti tarafından reddedilmesidir. İtalya’nın bu tutumu Türkiye’de geniş bir tepkiye yol açmış, hem devlet yetkilileri hem de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından vatandaşlara İtalyan ürünlerini boykot etme çağrısı yapılmıştır.

O dönem kamuoyunda “İtalyan mallarına hayır” sloganı yaygın şekilde kullanılmış; Ferrari, Fiat, Benetton gibi markalar protesto edilmiştir. Bazı yerli üreticiler ve ticaret odaları da İtalyan mallarını raflardan çekme kararı almıştır. Bu durum, Türkiye’de boykotun yalnızca toplumsal bir tepki biçimi değil, aynı zamanda diplomatik krizlere karşı ekonomik bir protesto aracı olarak da kullanıldığını göstermektedir.

Güncel Bir Örnek: İsrail-Hamas Çatışmaları Sonrası Boykotlar

Boykota örnek olabilecek en yakın olay, 7 Ekim 2023 itibariyle İsrail ile Hamas arasında başlayan sıcak çatışmalar . İsrail’in tam bir katliam mangasına dönüşmesi sonucu 50 binden fazla insan (çoğunluk kadın ve çocuk) hayatını kaybetti. Ancak boykot çağrıları yalnızca son yaşanan olaylarla sınırlı değil; tarihsel sürece bakıldığında bu açıkça görülüyor. İsrail’e karşı boykot, 1922 yılında Filistin'de Yahudi malları ve işyerlerine yönelik olarak başlatıldı. Yahudi nüfusuna ekonomik zarar vermeyi amaçlayan bu boykot, 1940’lı yıllara kadar dönem dönem devam etti. Daha sonraki yıllarda, Arap Birliği’ni kuran altı devlet 1945 yılında Yahudi mallarının boykot edilmesiyle ilgili bir bildiri yayımlayarak boykotu bölgesel bir nitelik kazandırdı. Ayrıca, bu boykota tüm Arap ülkelerinin katılması yönünde çağrıda bulunuldu. 1946 yılında ise boykotun süreklilik kazanması amacıyla Arap Birliği tarafından bir boykot komitesi oluşturuldu.

Fakat tüm bu tarihsel sürecin ardından, günümüzde yaşanan olaylarla birlikte hem Türkiye’de hem de dünyada İsrail’e destek veren veya ticari ilişkilerini sürdürdüğü iddia edilen markalara yönelik boykot çağrıları yapıldı. Bu boykot, bölgesel sınırları aşarak küresel bir boyuta ulaştı. Sosyal medya aracılığıyla oluşturulan hesaplar ve üretilen sloganlar sayesinde tüketiciler sürekli olarak boykota davet edildi. Bu kez boykot yalnızca markalara veya İsrail mallarına yönelik bir girişim değildi; İsrail’e destek veren ya da dolaylı olarak yanında duran kişiler de bu boykotun hedefi hâline geldi.

Boykot’da iletişim araçlarının kullanımı

Geçmişte boykot çağrılarının fiziksel eylemlerle desteklendiği görülmektedir. Drama performansları, dergiler, gazeteler, toplantılar ve karikatürler, bu eylemlerin toplumun geniş kesimlerine yayılmasında etkili araçlar olmuştur. Ancak sosyal medyanın ortaya çıkışı ve gelişimiyle birlikte, dijital aktivizm adı verilen yeni bir protesto biçimi doğmuş ve bunun alt kategorisi olarak e-boykot ortaya çıkmıştır. E-boykotlar, sosyal medya kanalları üzerinden etiketler, hashtag’ler ve paylaşımlar aracılığıyla yaygınlaştırılmaktadır.

Türkiye’de e-boykot kapsamında, özellikle Filistin’de yaşanan olayların ardından İsrail’e destek verdiği iddia edilen markaları protesto etmek amacıyla çeşitli sosyal medya hesapları açıldığı gözlemlendi. Bu hesaplar, harekete geçirici sloganlar ve tasarımlar üreterek, boykot edilmesi gereken ürünleri ve bu ürünlere alternatifleri belirterek kampanyalar yürüttü ve yürütmeye barışın gerçekleşmesine rağmen devam ediyor. Ancak boykotların yalnızca toplumu geniş ölçüde ilgilendiren konularla sınırlı olmadığı da görülmektedir. Bazen belirli bir etnik gruba, toplumsal kesime veya spor takımına yönelik yapılan bir davranış da o grubu oluşturan kişiler tarafından boykot kararı alınmasına ve uygulanmasına yol açmaktadır.

Boykot etkili olabilir mi?

Yapılan araştırmalar, boykotların kısa vadede etkili olabileceğini, ancak uzun vadede başarıya ulaşabilmesi için motivasyon ve isteğin sürdürülebilir olması gerektiğini göstermektedir. Bu süreçte hedef başarıyla sonuçlandığında boykot genellikle sona erdirilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, boykotun aynı zamanda pasif bir direniş biçimi olmasıdır. Meydanlarda yer almayan, ancak kalbi oradaki milyonlarla birlikte atan bireylerin de bu sürece dâhil olması, boykotun giderek büyüyen bir toplumsal çığa dönüşme potansiyelini artırmaktadır. Aktif boykot süreci ise bize, halkın tüketim gücünün farkına vardığında ve bunu kullanarak patronlara ya da kurumlara kayıtsız kalmadığında neler olabileceğine dair güçlü bir ön gösterim sunmaktadır.


Ayrıca boykota çağrı yapılırken göz ardı edilmemesi gereken önemli bir nokta vardır. Toplumun geniş ya da dar kesimlerini boykota katılmaya ikna edebilmek için bazı soruların net bir şekilde yanıtlanması ve bu konuda etkili bir iletişim dili geliştirilmesi gerekir. Özellikle boykotun konusu, boykota dâhil edilen ürünlerin veya kişilerin hangi davranışları nedeniyle hedef alındığı, boykotun ne kadar süreceği ve insanların neden bu sürece katılmaları gerektiği açık biçimde anlatılmalıdır.